Bazı insanlar yıllarca güçlü olmaya çalışır.
Ailesi için güçlü olmaya çalışır.
Çocukları için güçlü olmaya çalışır.
İşi için güçlü olmaya çalışır.
Güçsüz görünmemek için güçlü olmaya çalışır.
Bazı insanlar yıllarca güçlü olmaya çalışır ama giderek daha yorgun, daha kaygılı ve daha yalnız hisseder. Zor bir ayrılığın ardından, bir kaybın ardından, hastalıkla mücadele ederken ya da hayatın yükleri omuzlarına biriktikçe güçlü kalmaya çalışır. Ve çoğu zaman gerçekten de bunu başarır. Sorumluluklarını yerine getirir, işine gider, evini çekip çevirir, ihtiyaç duyan insanlara destek olur. Dışarıdan bakıldığında güçlü görünür. Ancak bazen bu çabanın görünmeyen bir bedeli vardır.
Bir süre sonra kişi kendini sürekli yorgun, gergin, tahammülsüz ya da tükenmiş hissedebilir. Sabahları dinlenmeden uyanabilir, eskiden keyif aldığı şeylerden uzaklaşabilir ve içten içe şu soruyu sormaya başlayabilir:
“Eğer güçlü olmak buysa, neden bu kadar yoruldum?”
İşte tam bu noktada önemli bir ayrım ortaya çıkar. Belki de sorun güçlü olmak değildir.
Belki de sorun, güçlü olmayı yanlış anlamış olmamızdır. Çünkü birçok insanın güçlü olmaktan anladığı şey; hiç yorulmamak, hiç ağlamamak, yardım istememek, her şeyi tek başına halletmek, her durumda ayakta kalmak ve hayatı sürekli kontrol altında tutmaktır.
Oysa bunlar çoğu zaman psikolojik dayanıklılığın değil, kişinin sırtına yüklediği ağır sorumlulukların göstergesidir. İnsan bir süre bu yükleri taşıyabilir. Ancak sürekli taşımak zorunda kaldığında güçlenmez; yıpranır.
Bu nedenle güçlü olmak dolayısıyla güç kavramını yeniden düşünmeye ihtiyacımız var.
Peki güç gerçekten ne demektir?
Güç, esnek olmaktır.
Hayat planladığımız gibi gitmediğinde kırılıp dağılmak yerine yeni bir yol bulabilmektir.
Güç, gerektiğinde vazgeçebilmektir.
Bazen bir mücadeleyi sürdürmek değil, artık işe yaramayan bir mücadeleyi bırakmak cesaret ister.
Güç, durabilmektir.
Yorulduğunu fark edip nefes alabilmek, kendine mola verebilmektir.
Güç, hayatta kalabilmektir.
Zor günlerin içinden geçerken kusursuz olmadan da devam edebilmektir.
Güç, kabul edebilmektir.
Kontrol edemediğimiz şeylerin varlığını görmek ve onlarla savaşmak yerine onlara uyum sağlayabilmektir.
Güç, sebat edebilmektir.
Her şey yolunda giderken değil, zorlanırken de değerlerine uygun adımlar atabilmektir.
Güç, amacını unutmamaktır.
Fırtınanın ortasında bile hangi yöne gitmek istediğini hatırlayabilmektir.
Güç, dinlenebilmektir.
Kendini tüketerek değil, kendini koruyarak ilerleyebilmektir.
Güç, yardım isteyebilmektir.
İnsanın bazen başkalarına ihtiyaç duyduğunu kabul etmesi zayıflık değil, olgunluktur.
Güç, iç ve dış kaynaklarını kullanabilmektir.
Sadece kendine yaslanmak değil, gerektiğinde sevdiklerinden, uzmanlardan ve çevrenden destek alabilmektir.
Güç, yeniden ayağa kalkabilmektir.
Düşmeyecek kadar güçlü olmak değil, düştüğünde tekrar doğrulabilmektir.
Güç, hatalarından öğrenebilmektir.
Kusursuz olmaya çalışmak yerine gelişmeye açık kalabilmektir.
Güç, öz şefkattir.
Kendinle savaşmadan da değişebileceğini bilmektir.
Güç, umut edebilmektir.
Bugün zor olsa bile yarının farklı olabileceğine yer açabilmektir.
Güç, kırıldığın yerden yeniden yeşerebilmektir.
Belki eskisi gibi değil, ama yeni bir şekilde devam edebilmektir.
Çoğu insan güçlü olmaktan yorulmaz. Güçlü olmak sandığı şeyden yorulur. Çünkü güçlü olmak; hiç ağlamamak, hiç yorulmamak, her şeyi kontrol etmek, herkese yetmek ve her yükü tek başına taşımak değildir. Belki de mesele hiç yorulmamak değildir. Belki mesele, yorulduğumuzda da kendimize eşlik edebilmektir. Çünkü gerçek güç, insan olmaya izin verebilmektir.

