Birçok ebeveynin zihninde benzer bir iç ses dolaşıyor:
“Yeterince ilgileniyor muyum?”
“Bir yerde hata mı yaptım?”
“Çocuğum zorlanıyorsa bu benim eksikliğim mi?”
Bu sorgulamalar tanıdık. Çünkü ebeveynlik, günümüzde sıkça bir başarı ölçütüne indirgeniyor. Anne-babalar çocuklarını büyütürken sadece onların ihtiyaçlarını değil, çevrenin beklentilerini, sosyal medyadaki ideal aile imgelerini ve “doğru ebeveynlik” anlatılarını da taşımak zorunda hissediyor.
Performans kaygısı, kişinin bir rolü “doğru” ve “eksiksiz” yerine getirip getirmediğine dair yaşadığı yoğun zihinsel baskıdır. Ebeveynlikte bu kaygı; çocuğun akademik ilerleyişi, duygusal tepkileri, sosyal ilişkileri ve davranışları üzerinden kendini gösterir. Çocuk zorlandığında ebeveyn, durumu çoğu zaman çocuğun gelişim sürecinden çok kendi yetersizliği üzerinden okumaya meyilli bir hale gelmiştir.
Oysa çocukların gelişimi doğrusal değildir. Geri adımlar, duraksamalar ve iniş çıkışlar bu sürecin doğal parçalarıdır. Bir çocuğun zorlanması her zaman ebeveynin “yanlış” yaptığı anlamına gelmez. Ancak performans baskısı altında olan ebeveyn, bu ayrımı yapmakta zorlanır ve kendini sürekli tetikte, suçlu ya da eksik hissedebilir.
Bu noktada “yeterince iyi ebeveynlik” kavramı önemli bir durak sunar. Bu yaklaşım, çocuğun ihtiyaçlarına genel olarak duyarlı olmayı, her şeyi kusursuz yapmayı değil; ilişki içinde kalabilmeyi merkeze alır. Çocuk için asıl belirleyici olan, ebeveynin hatasız olması değil; duygusal olarak ulaşılabilir, tutarlı ve güvenilir olmasıdır.
- Ebeveynliğin içinde kaçınılmaz olarak hatalar vardır.
Bazen sabır taşar, bazen yanlış anlaşılır, bazen de yeterince orada olunamaz. Ancak bu anlar, onarıldığında çocuğa önemli bir şey öğretir: ilişkiler bozulabilir ama tamir edilebilir. Bu deneyim, çocuğun duygusal dayanıklılığı için kıymetlidir.
- Her ihtiyacın anında ve eksiksiz karşılandığı bir ortam, sanıldığı gibi her zaman sağlıklı değildir.
Çocuk, beklemeyi, hayal kırıklığıyla baş etmeyi ve kendi duygularını düzenlemeyi ancak gerçek hayatın pürüzleri içinde öğrenir. Ebeveynin her şeyi kusursuzca yapma çabası, bazen çocuğun bu becerileri geliştirmesinin önüne bile geçebilir.
“Yeterince iyi” olmak; çocuğun duygusunu çoğu zaman fark eden, bazen kaçırsa bile geri dönüp ilişkiyi onarabilen bir ebeveyn olmaktır. Bu yaklaşım, mükemmelliği değil sürekliliği önemser. Çocuk için güven veren şey, ebeveynin her zaman doğruyu yapması değil; zorlandığında bile ilişkiyi terk etmemesidir. Çocuğunuzun ihtiyacı ideal bir ebeveyn değil; gerçek, ulaşılabilir ve duygusal olarak orada olan bir yetişkindir. Zorlanmak, hata yapmak ya da yorulmak ebeveynliğin doğasına dahildir.
Kendi duygularını fark etmek bu sürecin önemli bir parçasıdır
Kaygı, suçluluk ya da yetersizlik hisleri bastırıldığında değil, tanındığında hafifler. Ebeveyn kendi duygularıyla temas kurabildiğinde, çocuğuyla kurduğu ilişki de daha esnek ve şefkatli hale gelir.
Ebeveynin yorumladığı kendi çocukluk deneyimleri ebeveynlikte bazı kaygılara sebep olabilir.
Geçmişte yeterince görülmediğini ya da desteklenmediğini hisseden bir yetişkin, bugün çocuğu için “fazlasıyla iyi” olmaya çalışabilir. Bu farkındalık, ebeveynin hem kendisine hem de çocuğuna daha anlayışlı yaklaşmasına alan açar.
Ebeveynlik tek başına taşınması gereken bir yük değildir.
Partnerle sorumluluk paylaşımı, yakın çevreden alınan destek ve gerektiğinde profesyonel yardım, bu yolculuğu daha sürdürülebilir kılar. Destek istemek güçsüzlük değil; hem kendine hem de çocuğuna değer vermenin bir göstergesidir.
Ebeveyn, sırtında dolup taşmış bir bilgi çuvalıyla dolaşırsa; her davranışı tartar, her duyguyu analiz etmeye çalışır, her zorlanmayı kişisel bir başarısızlık gibi yaşar. Unutulmamalıdır ki, tükenmiş bir ebeveynin kaynakları sınırlıdır. Kendine alan açabilen, dinlenebilen ve desteklenen bir ebeveyn ise çocuğuna daha sakin, daha sabırlı ve daha güvenli bir ilişki sunabilir.
Ebeveynlik bir kusursuzluk sınavı değil, canlı bir ilişkidir. Ve çoğu zaman “yeterince iyi” olmak, fazlasıyla yeterlidir.

