Bayram geldi. Toplumsal olarak bayramlar; bir araya gelmenin, ilişkileri tazelemenin ve aidiyet duygusunu güçlendirmenin önemli zamanlarıdır. Aile ziyaretleri yapılır, uzun zamandır görüşülmeyen akrabalarla buluşulur, sofralar paylaşılır. Sarılmalar, öpüşmeler, birlikte geçirilen zaman ve çeşitli geleneklerle yakınlık ifade edilir. Birçok insan için bayram sıcaklık, paylaşım, bağlılık ve birlikte olma hissi taşır. Kültürel olarak da bu davranışlar çoğu zaman sevgi, ilgi ve saygının bir göstergesi olarak görülür.
Ancak bazen yakınlık kurma isteğiyle yapılan davranışlar, fark edilmeden kişilerin duygusal ya da fiziksel sınırlarını zorlayabilir. Özellikle bizim kültürümüzde bazı sorular, yorumlar ya da ısrarcı tutumlar “samimiyet”, “merak” ya da “şakalaşma” olarak değerlendirilse de, karşı taraf için rahatsız edici, baskılayıcı veya incitici olabilir. Bazı insanlar için bayram sadece kalabalık değildir; aynı zamanda kendini açıklamak zorunda hissettiği bir ortam haline gelir.
“Ne zaman evleniyorsun?”
“Çocuk düşünmüyor musunuz?”
“Hala o işte misin?”
“Çok kilo almışsın/vermişsin.”
“Eskisi gibi değilsin.”
Bu cümleler çoğu zaman kötü niyetle söylenmez. Ancak iyi niyetli olması, etkisinin zorlayıcı olmayacağı anlamına da gelmez. Çünkü her insanın görünmeyen bir hikayesi vardır. Bir kaybın içinden geçiyor olabilir, ilişkisiyle ilgili zor bir dönem yaşıyor olabilir, çocuk sahibi olmak istiyor ama olamıyor olabilir ya da yalnızca bazı konuları konuşmaya hazır hissetmiyor olabilir.
Son yıllarda çocukların sınırlarına daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini konuşuyoruz. Çocukların istemediği temaslara zorlanmaması, bedenlerine ve duygularına saygı duyulması gerektiğini vurguluyoruz. Bu oldukça kıymetli bir farkındalık. Belki artık yetişkinlerin duygusal sınırlarını da konuşma zamanı. Çünkü yetişkin olmak her soruya cevap vermek zorunda olmak değildir. Aile olmak da birbirinin özel alanına sınırsız erişim hakkı vermez.Gerçek yakınlık; insanların birbirine istediğini söylemesi değil, birbirinin hassasiyetini gözetebilmesidir.
Bayram ziyaretlerinde bazen farkında olmadan insanların en hassas noktalarına temas edebiliyoruz. Özellikle çocukların yanında yapılan kıyaslamalar, görünüş yorumları, ebeveynlik eleştirileri ya da özel hayatla ilgili ısrarlı sorular kişiler üzerinde yoğun bir baskı yaratabiliyor.
Aynı durum çocuklar için de geçerli. İstemediği halde birine sarılmaya zorlanan, “Ayıp olur” denilerek sınırları geri plana atılan çocuklar; zamanla kendi hislerinden çok başkalarının memnuniyetine odaklanmayı öğrenebiliyor.Oysa sağlıklı ilişkiler suçlulukla değil, karşılıklı saygıyla kurulur.
Sınırlar İhlal Edildiğinde Ne Yapabiliriz?
Bazı insanlar rahatsız olduklarında sessiz kalmayı tercih eder. Bazıları ortam bozulmasın diye gülümser. Bazıları ise sonradan kendini suçlar. Oysa ki bayram ziyaretlerinde herkes her soruya cevap vermek, her yorumu kaldırmak ya da rahatsız olduğu bir konuşmayı sürdürmek zorunda değildir.
Sınır koymak her zaman kavga etmek anlamına gelmez. Bazen sadece nerede durduğunuzu sakin bir şekilde gösterebilmektir
Bazı durumlarda kısa, net ve sakin cevaplar yeterli olabilir:
- “Bu konuyu konuşmak istemiyorum.”
“Şimdilik böyle olması bizim için daha iyi.”
“Biraz özel bir konu.”
“Bunu konuşmamayı tercih ederim.”
“Başka bir şey konuşalım mı?”
Çocuklar için de benzer şekilde koruyucu bir tutum geliştirilebilir:
- “Şu an sarılmak istemiyor olabilir.”
“İstemediğinde zorlamıyoruz.”
“Biraz alışmasına zaman verelim.”
“Selam vermesi yeterli.”
Sınır koyarken amaç karşı tarafı utandırmak değil, kendimizi ve ilişkilerimizi koruyabilmektir. Çünkü sağlıklı ilişkilerde insanlar birbirine her şeyi söyleyebildiği için değil, birbirinin “hayırını” duyabildiği için güvende hisseder.
Belki bu bayram kendimize şu soruyu sorabiliriz:
“Karşımdaki kişinin sınırına, hassasiyetine ve hazır oluşuna gerçekten dikkat ediyor muyum?”
Bazen bir ilişkiyi güçlendiren şey daha çok konuşmak değil, nerede duracağını bilmektir.

