Sınır, çoğu zaman yanlış anlaşılan bir kavramdır. Pek çok kişi sınırı mesafe koymak, soğuk olmak ya da karşısındakini incitmekle eş tutar. Oysa sınır, ilişkiden kaçmak değil; ilişkiyi sağlıklı bir zeminde tutabilmenin yoludur. Sınır, kişinin kendisiyle temas halinde kalabilmesini sağlayan içsel bir çizgidir. Nerede durduğunu bilen birey, başkalarıyla da daha net ve güvenli ilişkiler kurabilir.
Sınır, başkasını kontrol etmek değildir. Karşı tarafın ne yapacağını belirlemek ya da onu değiştirmeye çalışmak sınır koymak değildir. Aynı şekilde sınır, bencillik ya da sevgisizlik anlamına gelmez. “Ben böyleyim, bana katlanmak zorundasın” demek de sınır değildir. Sınır; karşımdakiyle arama duvar örmek değil, nerede durduğumu açıkça gösterebilmektir. Aslında sınır, “sen varsın ve ben de varım” diyebilmektir.
Sınırlar neden gereklidir sorusu çoğu zaman ancak sınırlar ihlal edildiğinde gündeme gelir. Kişi kendini sürekli yorgun, kızgın, kırgın ya da tükenmiş hissettiğinde; ilişkilerde aynı döngüler tekrar ettiğinde sınır ihtiyacı belirginleşir. Sınırı olmayan bir ilişkide kişi zamanla kendinden uzaklaşır, ne istediğini karıştırır ve başkalarının beklentilerine göre yaşamaya başlar. Bu durum hem ilişkileri zorlaştırır hem de kişinin ruhsal yükünü artırır.
Bir kişi sınır koyamadığını nasıl anlar?
“Hayır” dedikten sonra yoğun suçluluk hissediyorsanız, istemediğiniz halde “evet” diyorsanız, birileri kırılmasın diye sürekli kendinizi geri plana atıyorsanız, ilişkilerden sonra yorgun ve huzursuz hissediyorsanız ya da aynı kişilere karşı tekrar tekrar öfke birikiyorsa sınırlarınız zorlanıyor olabilir. Burada önemli olan şudur: Sınır koyamamak çoğu zaman güçsüzlük değil, öğrenilmiş bir uyum biçimidir. Kişi, ilişkide kalabilmek için kendinden vazgeçmeyi erken dönemlerde öğrenmiş olabilir.
Sınır koymak bir anda olan bir şey değildir; fark etmekle başlar. Rahatsızlık hissi, sınır ihlalinin en güçlü işaretidir. “Burada bir şey bana iyi gelmiyor” diyebildiğiniz an, sınırın başladığı yerdir. Sınır koyarken bağırmak, uzun açıklamalar yapmak ya da kendinizi savunmak gerekmez. Kısa, net ve sakin cümleler yeterlidir. “Bunu yapmak istemiyorum”, “Bu şekilde konuşulduğunda rahatsız oluyorum” ya da “Şu an buna ihtiyacım var” gibi ifadeler hem sınırı hem ihtiyacı ortaya koyar.
Sınır Koymaya Nereden Başlayabilirim?
Sınır koymak çoğu zaman büyük cümlelerle değil, küçük ama net adımlarla başlar. Öncelikle rahatsızlık hissini ciddiye almak gerekir. Bir durum size iyi gelmiyorsa, orada bir sınır ihtiyacı vardır. Bu hissi bastırmak yerine fark etmek, sınır koymanın ilk adımıdır. Ardından kendinize şu soruyu sormak önemlidir: “Ben şu an neye ihtiyacım var?” İhtiyacı fark edemeden sınır koymak zorlaşır.
Sınır koyarken uzun açıklamalar yapmak ya da kendinizi savunmak zorunda değilsiniz. Kısa ve net cümleler yeterlidir. “Bunu yapmak istemiyorum”, “Bu şekilde konuşulduğunda rahatsız oluyorum” ya da “Şu an buna ihtiyacım var” gibi ifadeler hem sınırı hem de ihtiyacı netleştirir. Burada önemli olan, sınırı karşınızdakini ikna etmek için değil, kendinizi ifade etmek için koyduğunuzu hatırlamaktır.
Koyduğunuz sınır konusunda tutarlı olmak da en az sınırı ifade etmek kadar önemlidir. İlk tepkiler karşı taraf için alışılmadık olabilir; bu durum sınırdan vazgeçmeniz gerektiği anlamına gelmez. Sınır ihlali tekrarlandığında bunu görmezden gelmek yerine aynı sakinlikte yeniden dile getirmek gerekir. Zamanla sınırlarınızın ciddiye alındığını fark edersiniz.
Son olarak, sınır koyarken ortaya çıkan suçluluk ve kaygı duygularını sürecin bir parçası olarak görmek önemlidir. Bu duygular sınır koyduğunuzun yanlış olduğunu değil, yeni bir davranış denediğinizi gösterir. Sınır koymak öğrenilen bir beceridir ve pratikle güçlenir. Her deneme, kişinin kendisiyle kurduğu bağı biraz daha sağlamlaştırır.
Sınır koymanın en zor kısmı, sonrasında gelen suçluluk, endişe ve karşı tarafın tepkisiyle baş edebilmektir. Ancak sınır koymak, bu tepkileri yönetmek değil, kendi duruşunu koruyabilmektir. Zamanla sınırlar netleştikçe ilişkiler de netleşir. Bazı ilişkiler güçlenir, bazıları dönüşür, bazıları ise doğal olarak uzaklaşır. Bu bir başarısızlık değil; kişinin kendisi için doğru olanı seçmesidir.
Sınırlar, insanın kendine verdiği değerin dış dünyadaki karşılığıdır. Kendi sınırlarınızı fark etmek, nerede durduğunuzu anlayabilmek ve bunu ilişkilerinizde sürdürebilmek her zaman kolay olmayabilir. Eğer aynı döngüleri tekrar tekrar yaşıyor, sınır koymaya çalıştığınızda yoğun suçluluk ya da kaygı hissediyorsanız, bu süreci tek başınıza yürütmek zorunda değilsiniz. Danışmanlık süreci, sınırların neden zorlandığını anlamak, bu sınırları daha sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde kurabilmek için güvenli bir alan sunar. İsmer Aile Danışma Merkezi olarak, sınırlarınızı keşfetme ve ilişkilerinizde daha dengeli bir duruş geliştirme yolculuğunuzda size eşlik etmeye hazırız.

