Hiç çocuğunuzun üzülmemesi için bir durumu değiştirdiğiniz, hayal kırıklığı yaşamaması için
önceden önlem aldığınız ya da zorlandığını gördüğünüzde hemen yardımına koştuğunuz oldu
mu? Belki arkadaşlarıyla yaşadığı bir anlaşmazlığı onun yerine çözmeye çalıştınız. Belki
sıkıldığında hemen eğleneceği bir şey buldunuz. Belki başarısız olabileceğini düşündüğünüz
bir sorumluluğu siz üstlendiniz.
Bütün bunların arkasında çoğu zaman oldukça anlaşılır bir istek vardır: Çocuğumuzun
üzülmesini, zorlanmasını ve zarar görmesini istemeyiz.
Ancak ebeveynlikte üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir ayrım bulunur:
Çocuğumuzu korumak ile onun karşılaşabileceği bütün zorlukları ortadan kaldırmaya
çalışmak aynı şey midir?
Çocuğumuzun Zorlanmasına Neden Tahammül Edemiyoruz?
Bir çocuğun ağladığını, hayal kırıklığı yaşadığını ya da başarısız olduğunu görmek ebeveynler
için de zorlayıcı olabilir. Çünkü çocuklarımızın duyguları bizim duygularımızı da harekete
geçirir. Çocuğumuz üzgün olduğunda üzülür, dışlandığında öfkelenir, başarısız olduğunda
endişelenebiliriz. Bazen onun yaşadığı güçlük, kendi çocukluğumuzda yaşadığımız
deneyimleri de hatırlatabilir.
Bu nedenle çocuğumuzun karşılaştığı sorunu çözme isteğimiz her zaman yalnızca onun
ihtiyacından kaynaklanmayabilir. Bazen biz de o durumun içimizde oluşturduğu rahatsızlığı
bir an önce gidermek isteriz.
Örneğin çocuğumuz arkadaşlarıyla tartıştığında hemen diğer çocuğun ailesini aramak,
oyuncağını paylaşmak istemediğinde çatışma çıkmasın diye yeni bir oyuncak almak ya da
ödevini yapamadığında onun yerine tamamlamak kısa vadede hem çocuğumuzu hem bizi
rahatlatabilir. Ancak burada kendimize sormamız gereken bir soru vardır:
“Şu anda çocuğumun gerçekten yardıma mı ihtiyacı var, yoksa onun zorlandığını
görmek benim için mi güç?”
Bu sorunun amacı ebeveynleri suçlamak değildir. Kendi duygularımızı fark etmek,
çocuğumuzun ihtiyaçlarına daha uygun karşılık verebilmemizi sağlar.
Her Zorluğu Ortadan Kaldırmak, Çocuğu Daha Güçlü Yapmaz
Çocuklar problem çözmeyi, hayal kırıklığıyla baş etmeyi, beklemeyi ve yeniden denemeyi
yalnızca yetişkinlerin anlatımlarıyla öğrenmezler. Bu beceriler, günlük yaşamın içindeki
deneyimlerle gelişir.
Bir oyunda kaybetmek, istediği bir şey için beklemek, arkadaşıyla yaşadığı küçük bir
anlaşmazlığı çözmeye çalışmak ya da yaşına uygun bir sorumluluğu yerine getirmek çocuk
için önemli öğrenme fırsatları olabilir. Elbette bu deneyimlerin her biri zaman zaman üzüntü,
öfke veya hayal kırıklığı yaratabilir.
Ancak çocuğun olumsuz bir duygu yaşaması, mutlaka olumsuz bir deneyime maruz
kaldığı anlamına gelmez. Önemli olan çocuğun karşılaştığı güçlüğün yaşına, gelişim
düzeyine ve mevcut baş etme becerilerine uygun olmasıdır.
Çocuklar baş edebilecekleri düzeydeki zorluklarla karşılaştıklarında ve ihtiyaç duyduklarında
yetişkin desteğine ulaşabildiklerinde yeni beceriler geliştirme fırsatı bulurlar. Buna karşılık
yetişkinlerin sürekli devreye girerek bütün sorunları çözmesi, çocuğun kendi becerilerini
deneme fırsatlarını azaltabilir. Zamanla çocuk, karşılaştığı sorunları çözebilmek için her
zaman bir yetişkinin müdahalesine ihtiyaç duyduğunu düşünmeye başlayabilir.
Çocuğun Üzülmesine İzin Vermek, Onu Yalnız Bırakmak Değildir
Burada önemli bir yanlış anlaşılmanın önüne geçmek gerekir. Çocukların zorluklarla
karşılaşmasına alan açmak, onları duygularıyla baş başa bırakmak ya da “Kendi başına
halletmeyi öğrenmelisin” diyerek ihtiyaç duydukları desteği esirgemek anlamına gelmez.
Çocukların psikolojik dayanıklılık geliştirebilmelerinde güvenli ve destekleyici ilişkiler
önemli bir yere sahiptir. Örneğin bir çocuk arkadaşının onunla oynamak istemediğini
söylediğinde iki farklı yaklaşım düşünebiliriz.
İlkinde ebeveyn hemen müdahale ederek diğer çocuğu oyuna katılmaya ikna etmeye
çalışabilir. İkincisinde ise çocuğunun yaşadığı üzüntüyü fark edip şöyle söyleyebilir:
“Onun seninle oynamak istememesi seni üzmüş olabilir. İstersen biraz konuşalım. Sence
şimdi ne yapabilirsin? ”İkinci yaklaşımda ebeveyn çocuğun duygusunu görmezden gelmez.
Ancak sorunu doğrudan üstlenmek yerine çocuğun çözüm üretme sürecine katılmasını
destekler.
Gerektiğinde öneriler sunabilir, seçenekleri birlikte değerlendirebilir veya çocuk baş
edemediğinde daha fazla destek sağlayabilir. Buradaki temel fark, çocuğun yerine yapmak ile
çocuğun yapabilmesine yardımcı olmak arasındadır.
Sıkılmak, Beklemek ve Başarısız Olmak da Gelişimin Bir Parçasıdır
Günümüzde çocukların zamanını mümkün olduğunca verimli, eğlenceli ve öğretici
etkinliklerle doldurmaya çalışabiliyoruz. Sıkıldıklarında yeni bir etkinlik öneriyor, beklemek
zorunda kaldıklarında dikkatlerini dağıtıyor, başarısız olabilecekleri durumlarda önceden
müdahale edebiliyoruz.
Oysa her boş zamanın doldurulması, her isteğin hemen karşılanması veya her girişimin
başarıyla sonuçlanması gerekmiyor. Sıkılmak, çocuğun kendi ilgilerini keşfetmesine ve oyun
üretmesine fırsat verebilir. Beklemek, gelişim düzeyine uygun koşullarda sabretme ve
dürtülerini düzenleme becerilerini kullanmasına alan açabilir. Başarısız olmak ise farklı yollar
denemeyi, yardım istemeyi ve yeniden başlamayı öğrenmesine katkı sağlayabilir. Ancak
burada amaç çocuğu bilerek hayal kırıklığına uğratmak değildir. Yaşamın doğal akışı içinde
karşılaştığı güçlükleri, onun adına sürekli ortadan kaldırmamaktır. Çünkü psikolojik
dayanıklılık, hiç üzülmemek ya da her sorunu tek başına çözebilmek değildir. Zorlandığında
duygularını tanıyabilmek, gerektiğinde destek isteyebilmek ve uygun koşullarda yeniden
deneyebilmektir.
Peki, Ne Zaman Müdahale Etmeliyiz?
Ebeveynlerin her durumda geri çekilmesi gerektiğini düşünmek de doğru değildir. Çocuğun
güvenliğinin tehdit altında olduğu, zorbalığa maruz kaldığı, gelişim düzeyinin üzerinde bir
sorumlulukla karşılaştığı ya da mevcut becerileriyle baş edemediği durumlarda yetişkin
müdahalesi gereklidir.
Örneğin çocuğun arkadaşlarıyla yaşadığı sıradan bir anlaşmazlık ile sistematik biçimde
dışlanması veya zorbalığa uğraması aynı şekilde ele alınamaz. Benzer biçimde, bir çocuğun
ödevini yapmakta zorlanmasıyla öğrenme güçlüğü nedeniyle uygun desteğe ihtiyaç duyması
da birbirinden farklıdır. Bu nedenle ebeveynin görevi her zaman müdahale etmek ya da hiçbir
zaman müdahale etmemek değildir. Asıl beceri, çocuğun ne zaman desteğe, ne zaman kendi
başına denemek için alana ihtiyaç duyduğunu ayırt edebilmektir. Bazen yanında oturmak
yeterlidir. Bazen birlikte çözüm düşünmek gerekir. Bazen de doğrudan müdahale etmek
çocuğun yararınadır.
Çocuklarımıza Hangi Mesajı Veriyoruz?
Çocuklarımızın karşılaştığı her sorunu çözmeye çalıştığımızda, istemeden şu mesajı
verebiliriz: “Bu durumla tek başına baş edemeyebilirsin.” Oysa destekleyici bir ebeveynlik
yaklaşımı çocuğa farklı bir deneyim sunabilir: “Zorlanabilirsin. Her şeyi hemen başarmak
zorunda değilsin. Deneyebilirsin, hata yapabilirsin. İhtiyaç duyduğunda yanında olacağım.”
Bu mesaj, çocuğun hem kendi becerilerine güvenmesini hem de ihtiyaç duyduğunda
başkalarından destek alabilmesini kolaylaştırabilir. Çünkü çocukların özgüven geliştirmesi
yalnızca onlara ne kadar başarılı, güçlü veya yetenekli olduklarını söylememizle
gerçekleşmez. Kendi becerilerini kullanabildikleri, karşılaştıkları güçlüklerle baş edebildikleri
ve gerektiğinde destek alabildikleri deneyimlere de ihtiyaçları vardır.
Çocuklarımızı Yaşamın Bütün Zorluklarından Koruyamayız
Ebeveyn olmak, çocuğumuzun başına gelebilecek her olumsuzluğu önleyebilmek anlamına
gelmez. Ne kadar dikkatli olursak olalım çocuklarımız zaman zaman üzülecek, hayal kırıklığı
yaşayacak, başarısız olacak veya istedikleri şeylere ulaşamayacaklar. Bu durumlar her zaman
ebeveyn olarak bir şeyleri eksik yaptığımızı göstermez. Önemli olan, çocuklarımızın hiç
zorlanmadığı bir yaşam oluşturmak değil; karşılaştıkları zorluklarla baş edebilmeleri için
ihtiyaç duydukları güveni, desteği ve becerileri geliştirmelerine yardımcı olmaktır.
Belki de kendimize zaman zaman şu soruyu sormamız gerekir: “Bugün çocuğumun hayatını
kolaylaştırırken, yarın kendi hayatını yönetebilmesi için ona ne kadar alan bırakıyorum?”
Çünkü çocuklarımızın her adımında önlerine çıkan engelleri kaldırmamız mümkün değil.
Ama onlara, bir engelle karşılaştıklarında nasıl durabileceklerini, düşerlerse nasıl yeniden
deneyebileceklerini ve ihtiyaç duyduklarında kimlerden destek isteyebileceklerini
öğretebiliriz. Çocuklarımızın her zaman önünden yürüyüp yolu açmak yerine, bazen
yanlarında yürüyerek kendi yollarını bulmalarına eşlik edebiliriz.

