Zor Zamanlarda Umudu Korumak

Son zamanlarda “Nasılsın?” sorusuna gerçekten “İyiyim” diye cevap vermek giderek
zorlaşıyor gibi. Bazen kendi hayatımızda her şey yolunda olsa bile güne bir şiddet haberiyle
başlıyor, ardından ekonomik belirsizlikleri, toplumsal gerilimleri, güvenliğimize ya da
özgürlüğümüze ilişkin kaygıları konuşuyoruz. Geleceğe dair plan yapmaya çalışırken ülke
gündeminin ağırlığı yeniden karşımıza çıkıyor. Bir olayın etkisini henüz sindiremeden bir
başkası geliyor.
Böyle zamanlarda yalnızca kendi hayatımızı yaşamıyoruz. İçinde bulunduğumuz toplumun
kaygısını, öfkesini, hayal kırıklığını ve yasını da bir ölçüde taşıyoruz.
Bu nedenle 10 ekim ruh sağlığı gününe yaklaşırken hatırlamalıyız ki yalnızca “Birey kendini
nasıl daha iyi hissedebilir?” sorusunu sormak yeterli değil. Çünkü insanın ruhsal dünyası
içinde yaşadığı toplumsal koşullardan bağımsız değil.
Her Kaygı Bireysel Bir Sorun Değildir
Psikoloji bazen farkında olmadan insana şöyle bir mesaj verebilir: Daha olumlu düşün,
haberlerden uzaklaş, ana odaklan, kontrol edebildiklerine bak…
Bunların her biri belirli koşullarda işe yarayabilir. Ancak gerçek bir tehdidin, belirsizliğin ya da
toplumsal problemin karşısında yaşanan her kaygıyı kişinin düşünme biçimiyle açıklamak da
doğru değildir.
Bazen kaygılanırız çünkü kaygılanmamıza neden olan şeyler vardır.
Bazen öfkeleniriz çünkü değer verdiğimiz bir şeyin ihlal edildiğini düşünürüz.
Bazen üzülürüz çünkü yalnızca yaşadıklarımızın değil, yaşayabileceğimizi düşündüğümüz bir
geleceğin de yasını tutarız.Dolayısıyla ruh sağlığını korumak, kendimizi “Aslında her şey
güzel” diye ikna etmek değildir. Gerçekliği inkar etmek kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir;
ancak güven veren bir umut oluşturmaz.
Peki gerçeklik ağırsa ne yapacağız?
Umut, Her Şeyin Güzel Olacağına İnanmak Değildir
Umudu çoğu zaman iyimserlikle karıştırıyoruz.
“Her şey düzelecek.”
“Güzel düşünelim, güzel olsun.”
“Bunlar da geçer.”
Oysa umut bundan daha gerçekçi bir yerde durabilir. Umut, geleceğin mutlaka iyi olacağını
bilmek değildir. Geleceğin henüz tamamen belirlenmediğini kabul edebilmektir.
Bugün yaşananları küçümsemeden, korkularımızı inkar etmeden ve öfkemizi susturmadan
hala yaşamımız üzerinde etkimiz olan alanların bulunduğunu hatırlayabilmektir.
Çünkü uzun süre boyunca “Ne yaparsam yapayım hiçbir şey değişmeyecek” düşüncesiyle
yaşadığımızda yalnızca moralimiz bozulmaz. Zamanla hareket etme isteğimiz de azalabilir.
Plan yapmayı, istemeyi, üretmeyi, ilişki kurmayı, geleceğe yatırım yapmayı bırakabiliriz.
Umutsuzluğun en ağır taraflarından biri belki de budur: Henüz kaybetmediğimiz
ihtimallerden de vazgeçmemize neden olabilir.
Etki Alanımızı Küçümsememek
Elbette tek bir insan ülkenin bütün sorunlarını çözemeyecek. Her haberi değiştiremeyiz. Her
adaletsizliği engelleyemeyiz. Ekonomiyi, toplumsal olayları ya da başkalarının kararlarını tek
başımıza kontrol edemeyiz.
Fakat kontrolümüzün sınırlı olması, etkimizin olmadığı anlamına gelmez.
Nasıl bir insan olmak istediğimiz, hangi ilişkileri beslediğimiz, çocuklarımıza hangi değerleri
aktardığımız, ne ürettiğimiz, neye ses çıkardığımız, kimlerle dayanıştığımız, zamanımızı ve
dikkatimizi nereye verdiğimiz hala yaşam alanımızın bir parçasıdır.
Bazen umut büyük bir değişimin geleceğine inanmak değildir.
Sabah kalkıp işine devam etmektir.
Bir çocuk yetiştirirken ona güvenli bir dünya deneyimi sunmaya çalışmaktır.
Yeni bir şey öğrenmektir.
Bir dostun yanında durmaktır.
Bir haksızlığı normalleştirmemektir.
Gelecek ay için hala bir plan yapabilmektir.
Bunlar dünyadaki bütün sorunları çözmez. Ama insanın dünyayla bağını korur.
Sürekli Gündemde Kalmak, Daha Duyarlı Olduğumuz Anlamına Gelmez
Bir başka önemli nokta da içinde bulunduğumuz bilgi akışı. Telefonlarımız sayesinde artık
yalnızca yaşadığımız olaylara değil, ülkenin hatta dünyanın dört bir yanında gerçekleşen
acılara saniyeler içinde tanıklık ediyoruz. Birkaç dakika içinde şiddet, afet, ekonomik kriz,
adaletsizlik ve kayıp haberleri arasında geçiş yapabiliyoruz.
Zihnimiz ise bütün bunları sınırsızca taşıyabilecek bir sistem değil. Bu nedenle gündemden
zaman zaman uzaklaşmak duyarsızlık değildir. Bir haberi yüzüncü kez okumamak, yaşananı
önemsemediğimiz anlamına gelmez.
Kendimizi sürekli alarma maruz bırakmadan da duyarlı kalabiliriz.
Burada amaç dünyadan kopmak değil; dünyayla kurduğumuz ilişkinin bizi işlevsiz hale
getirmesine izin vermemektir.
Belki de Bugün İhtiyacımız Olan Umut Bu
Ruh sağlığımızı korumak, yaşananlara kayıtsızlaşmak değildir. Bazen tam tersidir.
Görebilmek, üzülmek, öfkelenmek, gerektiğinde itiraz etmek; ama bütün bunların arasında
yaşamaya da devam edebilmek.
Sevdiklerimizle bağ kurabilmek. Bir şeyler üretebilmek. Merak edebilmek. Gelecek için küçük
de olsa planlar yapabilmek. Gülebilmek ve güldüğümüz için suçluluk hissetmemek.
Çünkü kötü şeylerin yaşandığı bir dünyada iyi bir an yaşamak, kötüyü inkar etmek değildir.
Belki şu anda kendimize “Her şey güzel” dememize ihtiyacımız yok. Çünkü her şey güzel
değil.
Bazı korkularımızın gerçek bir karşılığı, bazı öfkelerimizin haklı bir nedeni, bazı kayıplarımızın
gerçek bir yası var. Ama bütün bunların varlığı, hayatımızdaki her şeyin onlardan ibaret
olduğu anlamına da gelmiyor.
Umut bazen iyi şeylerin mutlaka olacağına inanmak değil, kötü olanın hayatımızdaki son sözü
söylemesine izin vermemektir.
Umutsuzluk bize “Hiçbir şey değişmez” der.
Umut ise daha mütevazı bir yerden konuşur:
“Bugün her şeyi değiştiremeyebilirim. Ama hala etkileyebildiğim bir yer var.”
Belki de ruh sağlığımızı korumaya tam olarak oradan başlayabiliriz.