Çocukların Sıkılmasına İzin Verin

“Canım sıkılıyor!”
Bu cümleyi duyar duymaz harekete geçebiliyoruz. Bir etkinlik bulmak, oyun önermek, çocuğu
oyalamak istiyoruz. Bazen boş geçen zamanı bir kursla, eğitici bir çalışmayla dolduruyoruz.
Bazen de tablet, bilgisayar ya da televizyon devreye giriyor. Yollar farklı olsa da verdiğimiz
mesaj benzer olabiliyor: Bu duygu hemen ortadan kalkmalı.
Oysa her an dolu ve verimli olmak zorunda değil. Çocukların sürekli bir şey öğrenmesi,
kendini geliştirmesi ve her dakikasını “en iyi şekilde” kullanması gerektiği düşüncesi, çocuk
gelişiminin bir gereği değildir. Çocukların dinlenmeye, amaçsızca oyalanmaya, ne
yapacaklarını bilemedikleri zamanlara da ihtiyacı vardır.
Üstelik boş zamanı kabul ederken onu yeniden bir başarı beklentisine dönüştürmemeliyiz.
Çocuk sıkıldıktan sonra yaratıcı bir oyun kurmak, bir şey üretmek ya da yeni bir beceri
kazanmak zorunda değildir. Bir süre uzanabilir, etrafına bakabilir, hiçbir şey yapmayabilir.
Sıkıntı, hemen yok edilmesi gereken bir durum değildir.
Sıkılmak, o anda yaptığımız şeyin ilgimizi çekmediğini ya da ne yapmak istediğimizi henüz
bulamadığımızı fark etmemizi sağlayabilir. Bu duyguya biraz alan açıldığında çocuk, hazır bir
yönlendirme beklemekten kendi isteğini araştırmaya geçebilir: “Ne yapmak istiyorum? Neyi
deneyebilirim?”
Bu arayış bazen bir oyuna dönüşür. Çocuk minderlerden bir ev yapmaya karar verir. Hangi
malzemeleri kullanacağını düşünür, işe başlar, ev yıkılınca başka bir yol dener. Burada
yalnızca zaman geçirmiyordur; kendi hedefini belirleme, o hedefe doğru davranışlarını
düzenleme ve karşılaştığı güçlüğe göre planını değiştirme fırsatı buluyordur. Bu beceriler
deneyim ve destekle gelişir; oyun da bunları kullanmak için alan sunar.
Dolayısıyla sıkılmanın kendisi otomatik olarak gelişim sağlamaz. Ancak her boşluğu yetişkin
doldurmadığında, çocuğun merakını izlemesi, seçim yapması ve kendi uğraşını başlatması için
fırsat doğabilir. Amerikan Pediatri Akademisi de çocukların serbest oyununa alan açılmasını
ve bir miktar sıkıntının yaratıcılığa yer bırakabileceğini vurgular.
Her “Canım sıkılıyor” cümlesine ekranla karşılık vermek ise bu arayışı başlamadan bitirebilir.
Tabletin, oyunun ya da televizyonun sürekli ve sınırları belirsiz biçimde sunulması, çocuğun
boş zamanla karşılaştığında kullanabileceği seçenekleri daraltabilir. Ekran, her rahatsız edici
duygunun ardından otomatik olarak verilen cevap olmamalı.
Asıl üzerinde durmamız gereken, çocuğun sıkılması kadar, bu duyguyu yaşamasına ne
kadar izin verdiğimizdir.
Duyguyu yaşamasına izin vermek, çocuğu görmezden gelmek anlamına gelmez. “Sıkılacak ne
var?” diyerek küçümsemek ya da “Git, kendin bir şey bul” diyerek uzaklaştırmak da
gerekmez. Çocuk hem anlaşılabilir hem de kendi çözümünü araması için desteklenebilir.
Peki ebeveyn ne yapmalı?
Önce duyguyu kabul edin. “Şu an ne yapacağını bulamıyorsun, bu sana zor geliyor,”
diyebilirsiniz. Hemen çözüm üretmeden de çocuğun yanında olmak mümkündür.
Neye ihtiyacı olduğunu anlamaya çalışın. “Canım sıkılıyor” bazen birlikte zaman geçirme
isteğidir; bazen yorgunluk, bazen de oyuna nasıl başlayacağını bilememektir. Yakınlık isteyen
bir çocuğa önce yakınlık sunmak gerekebilir.
Çözümü hemen üstlenmeyin. “Aklına ne geliyor?” veya “Ne yapmak isterdin?” gibi kısa
sorularla düşünmesine alan açın. Soruyu sorduktan sonra bekleyin; sessizliği hemen yeni
önerilerle doldurmayın.
Gerektiğinde küçük bir başlangıç desteği verin. Özellikle küçük çocuklar için iki basit seçenek
sunabilir ya da oyuna birlikte başlayabilirsiniz. Çocuk devam edebildiğinde yönlendirmeyi
azaltabilirsiniz. Her çocuğun ihtiyaç duyduğu destek farklıdır.
Gün içinde planlanmamış zaman bırakın. Ulaşabileceği kağıtlar, boyalar, kitaplar veya basit
oyun malzemeleri olsun. Ancak bu zamanı da tamamlanması gereken bir etkinlik listesine
çevirmeyin.
Ekran kullanımının sınırlarını sakin bir zamanda belirleyin. Böylece ekranın ne zaman ve ne
kadar kullanılacağı, her sıkılma anında yeniden pazarlık konusu olmaz. Çocuğun başka
seçenekleri denemesine de yer kalır.
Çocukların bütün rahatsız edici duygularını ortadan kaldıramayız. Onlara bu duyguları fark
ederken, taşırken ve içinden geçerken eşlik edebiliriz.
Bir dahaki sefere “Canım sıkılıyor” dediğinde hemen boşluğu doldurmadan önce biraz durun.
Belki o anda ihtiyacı olan şey yeni bir etkinlik değildir. Anlaşıldığını hissetmek, biraz zaman ve
kendi isteğini bulabileceği bir alan olabilir.